Markalar Açısından Sosyal Medyanın Önemi

Sosyal medya kavramı ilk ortaya çıktığı zamanlarda günümüze bu kadar etki edeceği kimsenin aklına gelmemiştir. Şimdi görüyoruz ki her anımızda sosyal medya var. Tabletlerden,  akıllı telefonlardan istediğimiz anda istediğimiz yerde aktif olabiliyoruz. Durum böyle olunca,  kişisel kullanımlar dışında şirketler için de vazgeçilmez bir mecra haline geldi. Bu yazımda da markalar açısından sosyal medyanın ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmak istedim.

Markalar, kendilerini tanıtırken  hem marka bilinirliğini arttırmak hem de insanların güvenini kazanmayı hedeflerler. Bu ister farklı mecrada olsun, ister sosyal medyada olsun aynı şekildedir. Sosyal medyayı etkin kullanan markalar diğerlerine göre bir adım daha öndedir. Bunun sebebi ise,  istedikleri zaman istedikleri yerde milyonlarca kişiye ve az maliyetle kolaylıkla ulaşabilmeleridir. Etkin kullanarak farkındalıklarını arttırıp, insanlar üzerinde olumlu etkiler bırakabilirler. Etkin kullanmanın yanında verimli kullanmayı da bilmek lazım çünkü sadece etkin kullanmak yeterli olmayabiliyor.

Verimli kullanmanın da bana göre en önemli noktası,  hedef kitleyi iyi belirlemek ve doğru zamanda, doğru şekilde hedef kitleye ulaşabilmektir. Tanıttığımız bir ürünün hedef kitlesini doğru belirleyemezsek eğer verimli bir tanıtım ve etkileşim olmayabilir. Bu sebepten dolayı sosyal medyayı kullanan markalar buna çok dikkat etmelidir. Örnek vermek gerekirse; bir bebek bezi tanıtımı için belirli yaş grubunu ve bayanları daha çok hedef kitleye almak lazım. Doğru slogan ve doğru hedef kitle ile markanın bilinirliği en güzel şekilde sağlanıp reklamı milyonlarca kişiye ulaşabilir.  Bu yüzden etkin kullanmanın yanında bilinçli ve verimli kullanmak önemli.

Yazımı bitirmeden önce hala sosyal medyayı ciddiye almayan şirketler varsa eğer ivedilikle bu düşünceyi atıp bilginin hızla yayıldığı interaktif hayata adım atmaları gerektiğini belirtmek isterim. 🙂

Reklamlar

Elalem Ne Derse Desin ;)

Hepimizin kendine göre istekleri, düşünceleri, inandığı doğruları vardır ve bunlara uygun davranışlar sergilemek isteriz ama ben bunu her zaman başaramadığımızı düşünüyorum. Bana göre bunların önündeki en önemli etkenlerden birisi de elalem ne der düşüncesidir. Kendimiz emin olsak bile aldığımız kararları uyguladığımız zaman birileri ne der düşüncesi  inandığımız doğruları uygulamamız konusunda bize en büyük engel olabiliyor.

Peki bu elalem denen 3.şahıslar kimdir ? Ne iş yaparlar ? Bunun en güzel cevabı bana göre; herkesi eleştiren insanlar vardır ya hani işi olmayan sadece çenesini çalıştıran vatandaşlar işte bu 3.şahıslar bunlar 🙂  İçlerinde bulunduğu durumun ezikliğini haklı ya da haksızca başkalarına yüklemeleri gerekir, kendilerini değersiz hissederek bunu stres yaparlar ve birşeyler yapanlara yanlış ya da  boş iş diyerek eleştirmeye çalışırlar. Sırf bu kişiler yüzünden gerçekten istediği iş alanında çalışamayan, hayallerinin peşinden koşamayan çok insan biliyorum.

Alacağınız kararlar da böyle kişileri takmayın kafanıza,  bunları dinlemek sadece zaman kaybıdır. İşin uzmanı olan kişiler veya bilgili kişilerin tavsiyelerini her zaman  dikkate almak gerekiyor ama sırf eleştirmek isteyen ve fesatlık içinde olan kişiler yüzünden kesinlikle kendi doğrularınızdan vazgeçmeyin. Unutmayın elalem ne derse der her insan kendi yolunda gider, iyi veya kötü ne yaparsa da kendine eder. 🙂

Dostluk

Dostluk kavramına verdiğim önem ve blogumda dostlarıma ithafen yazdığım bir yazının da olması gerektiğini düşündüğüm için bu yazıyı yazmak istedim.

Dost kime denir diye sorsalar eminim herkesin farklı cevapları olur. Bana göre dost; Uzun bir süre konuşmasanız bile
birden bire arayıp dertleşmek istediğinizde, sizi geri çevirmeyen ve sanki her an konuşuyormuşsunuz gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ettiğiniz ve uzun süre konuşmamanıza rağmen başınız sıkıştığında yardımınıza koşacak ilk insanlardan biriyse  bu kişi sizin dostunuzdur. Bu yüzden insanların hayatlarında mutlaka dostları olmalı. Öyle fazla insan olmasına da gerek yok az ama öz olsun dost dediğiniz kişiler. Yeter ki bu kelimenın ağırlığını taşıyabilecek kişiler olsun. Çıkarcı, sadece iyi günlerinizde yanınızda bulunan veya böyle zamanlarda varlığını hissettiren kişiler olmasin.

Duygusal ilişkilerde ”Doğru insan” olmalı diye bir tabir kullanırlar ya hani aslında bu doğru insan kişinin dostları içinde geçerlidir. Sağlam dostlara sahip olduğunu bilmek ayrı bir güç verir insana. Dostluk rahatlıktır, güvendir. Tamamen dibe vurduğun anlar olduğunda, hayatta yanında kimse yok diye düşündüğünde uzatır sana elini dostun, alır ve çeker seni dibe vurduğun yerden. Işte o zaman ”dostum” kelimesi anlam bulur.

Dostluk, farklı bir iletişimdir. Yeri gelir kimseyle paylaşamadığın konuları anlatırsın,  yeri gelir beraber saçmalar yeri gelir en kral geyik muhabbetini yaparsın. Dost dediğin kişi bu şekilde olmalı ki günümüzde bu kelime ağırlığını ve önemini yitirmeye başlasa da artık çıkar dostlukların ön plana çıktığını görsem de benim hala sağlam dostlarım var. Hani bir söz vardır ya;  Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır.. Ama dostun başarısına sempati duyabilmek; sağlam bir karakter gerektirir. Işte benim bu şekilde sağlam karakterli dostlarım var ve iyi ki varlar 🙂

Motivasyon

Günümüzde motivasyon kelimesini sıklıkla duymaktayız. Çoğu kişinin önemini bilememesine rağmen insanlar üzerindeki etkisi çok büyüktür.  Öncelikle motivasyon nedir onu tanımlayarak başlayalım; Motivasyon en basit anlamıyla “bir şeyleri yapma, başarma arzusudur”. Peki motivasyon nasıl sağlanır ? Bu arzu ve istek insanda nasıl oluşur ?

Her insanın motive olma şekli farklıdır ve kişilik özelliklerine göre değişkenlik gösterir. Bazıları bir söz ile motive olurken bazıları başarılı kişilerin hayatlarını öğrenerek, okuyarak bile motive olabilir, kazanma ve başarma hırsı oluşabilir. Motivasyon da temel nokta özgüven ve inançtır. Kişilik özelliklerinden örnek vermek gerekirse;  Içine kapanık bir insanın eksiği özgüvendir. Yapacağı işi başarabileceğine inandırmak o kişiyi motive eder. Başarılı insanların özelliklerinden veya başarmasına yönelik pozitif sözlerle bu sağlanabilir. Mesela iyi olduğu bir alan veya uzmanlık alanına göre bir hedef belirlemesi de o işi başarabileceğine inanmasını sağlar. İşi başardığı zaman başka işler için motivasyonu da yükselir, kendine olan güveni de artar. Bu yüzden kişilik özelliklerini çok iyi analiz etmek lazım bir kişinin motivasyonunu sağlarken. Bir öğrenciye sen yapamazsın, başarılı olamazsın gibi sözler söylemek motivasyonunu tamamen kaybetmesine sebep olur, içinde çalışma isteği varsa bile kaybolur,  burada yapılması gereken o işi başarabileceğine inandırmak. İnanmak başarmanın yarısıdır sözünü sık sık hatırlatmak kişinin kendine olan güvenini arttırdığı gibi daha fazla çalışma isteğini de ortaya çıkarır çünkü olumlu sözler kullanarak bu yönde motive etmek başarı için önemlidir. Yazımın sonunda şunu hatırlatmak istiyorum; Bu gün artık başarının yolu pozitif düşünmekten geçiyor.Bu iki kelimeyi hayat felsefesi olarak  benimseyen insanların motivasyonu da özgüveni de yüksek oluyor, bununla doğru orantılı olarak başarı da kolaylıkla sağlanabiliyor.

Ahkam Kesen İnsan İticiliği

Öncelikle bu yazıyı yazmamın sebebi bu aralar sıklıkla karşılaştığım ve bana karşı olsun olmasın rahatsızlık duyduğum bir konu olmasıdır.  Benim genelde yazdığım konular belli fakat bazen çizgisinin dışına çıkma gereksinmi duyabiliyor insan 🙂

Ahkam kesen kişi bana göre çok konuşan ama boş konuşan kişidir. Bu kişiler, uzmanlık alanı olmasa da her konuya lafları olan, her konuda konuşma gereksinimi duyan değişik kişilik özelliklerine sahip olan kişilerdir.  Öğrenmek için soruyorsa, konuşuyorsa çok güzel bişey herkes konuşabilir, eleştirebilir, sorabilir hatta gerçekten konuya hakimse bildiği konuysa ahkam kesmesinde sakınca olmaz ama haksız olduğu bir konuda ve gerçekten bilmediği bir konuda ısrarla iddia etmesi yanlıştır. Sonuçta 2.2 =4. Bu bir gerçektir ve değişmez. 🙂 Böyle gerçekçi bir şeyi değiştirmeye çalışmak sadece kendini küçük düşürmektir.

 Aslında ben bu kişilerin ön plana çıkma amaçlı, özgüven eksikliği olan hatta bulunduğu ortama göre değişkenlik gösteren özelliğe sahip kişiler oldugunu düşünüyorum.  Şöyle ki bulunduğu bir ortam da kendisinden üstün ya da daha bilgili insanların olduğunu fark ettiği anda savunma mekanızması devreye girerek dogru ya da yanlış kendini gösterme çabasına giriyor. Bu gerçekten tehlikeli bir durumdur.

Doğruluğuna emin olduğum ve çok sevdiğim,  ”Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp ” sözü gerçekten çok önemli bir söz. Bir konuya hakim olamayabilir insan bu çok doğal ve yorum yapabilir bu da doğal ama işin ehli bir insan dogruyu belirtiyorsa üste çıkmaya çalışmak son derece yanlıştır. Üste çıkmaya çalışmak yerine bilmediği konuyu öğrenmeye çalışması önemli bir husustur.  Bu özellikteki kişiler böyle yaparak takdir edildiğini,  bilgili görüldüğünü düşünüyor ama kesinlikle itici bulunup ve Insanlar tarafından hoş karşılanmıyor, sevilmiyor.

“Her şeyin bir şeyini bir şeyin her şeyini öğrenin” sözünün anlamını ve önemini bilip, uyguladığı zaman böyle bir duruma kesinlikle düşmez insan, yazımı tamamlarken de şunu belirtmek istiyorum;  bırakın herkes kendi işini yapsın 🙂

Çalışanlar En Değerli Müşterilerdir

Müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati her işletme için önemlidir. Satılan ürünün kalitesi, müşteri ile olan iletişim, satış sonrası hizmet vb. davranışlar müşteri memnuniyetini ve sadakatini sağlamaya yönelik çalışmalardır. Tüm bunların yanında her ne kadar bazı işletmeler henüz bunun bilincinde olmasa da çalışanların da müşteriyi elde tutma ve sadakatini sağlama konusunda fazlasıyla etkili olduğunu söyleyebiliriz.  Peki çalışanlar neden bu kadar önemli olabilir ?

Çalışanlar işletmenin görünen yüzüdür. Hizmet kalitesini, ürün kalitesini sunan ve müşteri zincirinin ilk halkasıdır. Eğer çalışan satacağı ürüne inanmıyorsa, motivasyonu düşük ve memnuniyetsizliği varsa işletmeye yararından çok zararı olur. Yıllarca sabit bir müşteri sırf ilgiden, alakadan çalışanın verdiği hizmetten dolayı işletmeyi tercih ediyor olabilir bu çok önemli bir etkendir. Eğer çalışan mutsuz ise müşterinin memnuniyetini kazanmak zor olur hatta elde olan müşteri bile belirli bir zaman sonra elden kaçabilir. Buna en basit örnek olarak otobüs muavinlerini gösterebiliriz. Bu konuda şikayetleri, memnuniyetsizlikleri de sıklıkla duyuyorum.  Muavinin göstereceği içtenlik ve güleryüz o firmayı tercih sebebi kılabilir. İnsanlar yolculuk esnasında zaten stresli, yorgun olurlar ve karşılarında işini zorla yapıyormuş gibi gözüken memnuniyetsiz bir çalışan gördükleri zaman su bile istemeye çekinebilir, kimsede bu şartlarda yolculuk yapmak istemez. Bu yüzden fiyatı ucuz olsa bile başka firmayı tercih edenler mutlaka çıkacaktır. Bu da müşteri kaybıdır hatta sadece kendileri değil çevresındekileri de etkileyebilirler. Çalışanların bir firma için önemli olduğunu söylüyoruz peki bir çalışanın motivasyonu nasıl sağlanabilir, ne yapmak gerekir ?

Burada insan kaynaklarına büyük iş düşmektedir. İnsan kaynaklarının temel fonksiyonlarından olan motivasyon bu anlamda çok önemlidir. Fakat her çalışan aynı şekilde motive olmayabilir bu yüzden çalışanların öncelikle beklentileri ve hedefleri iyi bilinmeli. Ayrıca çalışana değerli olduğunu hissettirmek önemlidir. Açık şekilde kurulan bir iletişim ve kararlara katılımlarını sağlamak değerli hissetmelerini sağlar aynı zamanda güven ortamının yaratılmasına katkı sağlar. Eğer ki çalışanlara zaman ayırıp görüşleri,  endişeleri samimi bir şekilde dinlenirse saygınlıkları ve özgüvenleri de artar bu da yüksek motivasyona ve şirketin karlılığına olumlu şekilde yansır. Bir diğer motivasyon sağlama şekli ise  takdir edilmek. Çalışanın başarısı fark edilip önemseniyorsa hatta ödüllendiriliyorsa eğer bu motivasyonu arttırır çünkü bir diğer iş için daha fazla istek, azim oluşur çalışanda. Takdir ediliyorum,  yaptığım iş fark ediliyor düşüncesi bile motivasyona olumlu bir dokunuş yapılmasını sağlar.

Sonuç olarak müşteri memnuniyeti için çalışanlar kilit bir noktadır diyebiliriz. Bir çalışanın motivasyonu ne kadar yüksek olursa ve kendini değerli hissederse bir  şirketin karlılığı ve müşteri sadakati o kadar yüksek olur.

Müşteri Odaklı Olmak

Her sektörden birçok işletme var ve bu işletmelerin öne çıkması için mutlaka farkındalık yaratmaları gerekıyor.  Kalite,  hizmet, güven yenilik vb özelliklerin dışında en önemlilerden birisi de müşteri odaklı olabilmektir. Müşteriye değer veren işletmeler her zaman bir adım öndedir. Müşteri ile sadece mağazada veya İşletme içinde değil, telefonda veya dıjıtal ortamlarda bile o samimiyeti,  ilgiyi hissettirebilmek önemlidir. Ama şöyle de yanlış algılanan bir durum var bu da musteri kaybına sebep olabiliyor.  Sadece ürünü satmak için veya günü kurtarmak adına gösterilen samimiyet hem saygınlık hem de müşteri kaybına sebep olur.  Önemli olan nokta satışa kadar olan değildir,  satıştan sonra karşılaşılabilecek problemler karşısında da neler yapılabileceğidir ve bu konuda müşterilerin güvenini kazanabilmektir. Müşterilerin beklentileri asıl bu yöndedir.  Çoğu işletme ürünü satıncaya kadar yakın markaj uygular,  ilgilenir ama ürün sattıktan sonra bu ilgi, samimiyet devam etmezse bu sadece günü kurtarmak olur ve çoğu müşterinin tercih sebebi olmaktan çıkar.

İşletme yönetirken hedefimiz  sadık müşteri kitlesi oluşturmak olmalı. Bu sadece yöneticinin görevi değildir, alt kademeden üst kademeye kadar her departmanın uygulaması gerekir. Günümüz teknoloji ortamında müşteri ilişkileri daha kolay yapılabiliyor. Sosyal medya araçları da bunun en önemli faktörü.  Her saat müşteri sorularına problemlerine cevap verilebilme imkanı var. İşletmeler bunları çok ıyı değerlendirmeli ki müşteri sadakatini sağlamalı.

Yazımın sonunda şunu da belirtmek isterim;  Yapılan araştırmalar ve tespitler sonucunda yeni bir müşteri kazanmanın maliyetinin,  mevcut bir müşteriyi mutlu olarak korumanın maliyetinden beş kat daha fazla olduğu belirlenmiştir ki zaten mevcut müşteriyi korumak, yeni müşterilerin geleceğinin teminatıdır.

Etkili ve Verimli Olabilmek

Etkili ve verimli olabilmek cümlesini işletme sahiplerinden mutlaka duymuşsunuzdur. O kadar çok kullanılıyor ki keşke söylendiği gibi uygulaması da yapılsa hiç kısa sürede kapanan işletmelerimiz olmazdı.

Peki nedir bu etkili ve verimli olabilmek ? Etkili olmak işletme tanımlarında; hedefe ve amaca ulaşabilmek yani sonucu olumlu şekilde sonlandırmak diye tanımlanır. Verimli olabilmek ise; bu hedef ve amaçlara ulaşırken en az maliyet ve en az kaynak kullanımı ile ulaşmaktır. Örnek vermek gerekirse; 40 TL’ye yapılabilecek bir işi 30 TL’ye bitirmek verimli olmaktır. Bu da bir işletmenin varlığı için çok önemlidir.

Yaşamış olduğum bir olayı da anlatarak bunu güzel bir şekilde örneklendirmek istiyorum; Geçen ay bir işletme sahibiyle görüşmede bulundum, İşletmesi üzerine bir sohbetimiz oldu. Misyon ve vizyonlarını çok güzel şekilde açıkladı, müşteri memnuniyetine verdikleri önemi anlattı ki gerçekten de öyleydi buna şahit olmuştum, hatta etkili ve verimli şekilde amacımıza ulaşmayı başlıca hedeflerimiz arasına aldık dedi, ben de çok şaşırmıştım çünkü çok güzel ve açıklayıcı konuşuyordu. Daha sonra ürünlerin alım satımı, temini ile ilgili konuşurken laf arasında biz hiç yapamazsak 100 TL olan ürünü 120 TL’de olsa alırız ve o ürünü müşterimize sunarız dedi, hatta halk tabiri ile bizde yok yok diyerek bitirdi cümleyi.  Burada diyebilirsiniz yanlış olan nedir ? Müşteriye önem veriliyor gerçekten evet ama müşteriye önem verilirken işletmenin zararına işler de yapılıyor burada ki yanlış budur.

Kaynakları verimli kullanmaktan, verimli olabilmekten bahsetti ama uygulama mantığı hiç onu göstermiyordu. İşte bizim ülkemizde, işletmelerin açılıp kısa sürede kapanmasının temelinde etkili ve verimli şekilde hareket etmeyi doğru uygulayamamak yatıyor. Diyeceğim o ki; ben de para çok ürünü pahalı da olsa alırım demeyle işletme yönetilmez. Bu ancak günü kurtarır ama gelecekte işletmenin uzun süreli ayakta kalmasına en büyük engeldir. Bu mantıkla hareket eden işletmelerin istisnalar haricinde uzun süreli piyasada kalmaları imkansızdır.

Sonuca ulaşmak, hedefe ulaşmak tabi ki önemli ama bunu en az maliyet ve en az kaynak kullanımı ile yapmak hem iyi bir yöneticilik örneği hem de işletmenin ömrünün uzun tutulması demektir.

Etkili Özgeçmiş Nasıl Hazırlanır ?

Özgeçmiş başvurulan pozisyon için uygun olunup olunmadığını göstermeye yönelik hazırlanan özet bir belgedir. Bir başka deyişle, kişinin kendisinin reklamını yapması, kısa ve öz bir biçimde anlatmasıdır.

Peki etkili bir özgeçmiş için nasıl bir yol izlemeliyiz? Öncelikle unutulmasın ki, özgeçmişinizin değerlendirme süresi ortalama 2 ya da 3 dakikadır. İnsan kaynaklarının işi çok, zamanı azdır. Bu yüzden abartılı şekilde uzun yazıp, laf salatası yapmayın. Kısa ve öz bir biçimde kendinizi ifade edin. Bu da kesinlikle ekstra puan kazandıracaktır size.

Özgeçmişinizi okuyacak kişi kendisine sorar; Ben bu adaydan ne fayda sağlarım? Bana ne lazım? Bu sorularla özgeçmişinizi okumaya başlar. Siz de bu soruların cevaplarını kısa ve öz şekilde özgeçmişinize ekleyin. Başvurduğunuz şirketi önceden araştırmanızı da tavsiye ederim. Faydasını mutlaka göreceksiniz

InsanKaynaklari_isBasvurusu

İnternete girip baktığınız zaman birçok örnek formatla karşılaşırsınız. Ama dikkat etmişsinizdir format genelde aynıdır. En üstte fotoğraf daha sonra iletişim bilgileri vs. diye sıralanır gider. Bana göre ise; en üstte fotoğraf, onun altında sadece telefon numarası ve e-mail yazmak ilk etapta iletişim bilgileri için yeterlidir. Yani ev adresi, medeni durumu, ehliyet gibi bilgileri en üste yazmaya gerek yok. Tabı ki bunlarda önemlidir ama işverenin ilk etapta bilmesi gerekenler bunlar değildir. Bu bilgiler en altta referansın bir üstünde başlık açarak yazılabilir.

İlk göze çarpacak olan bölüme; fotoğraftan sonra mesleki edinimlerinizi, yabancı dilinizi, iş deneyimlerinizi vs. ekleyebilirsiniz. Bunun sebebi ise; kısa sürede özgeçmişinizin okunacak olmasıdır. Değerlendirecek olan kişinin ilk kısımda gerekli olan bilgileri görmesini sağlayabilirsiniz

Son olarak söylemek istediğim; özgeçmiş hazırlama yeni mezunların stres yaptığı bir konudur ama bilinmesi gereken şu ki; kişi kendi donanımlarını edinip, kendisini geliştirdiği takdirde özgeçmiş sadece işin diğer tarafıdır. Bu yüzden boşuna stres yapmaya gerek yok. Donanımlı, kendisini geliştiren kişi bir şekilde doğru yerde, doğru pozisyonda işe başlar. Kendinize güvenmeyi ve kendinizi geliştirmeyi ihmal etmeyin yeter. 🙂

İnanmak ve Başarmak

Başarı nedir?” Bu sorunun cevabı elbette kişiden kişiye değişir. Bana göre başarı, insanın yapmak ve başarmak istediği güzel bir hedefe ulaşmasıdır. Eğer ki insan bu hedefin sonunda kendisini mutlu ve huzurlu hissedebiliyorsa başarıya ulaşmış demektir.

İnanan insan başarır. Klişe fakat çok doğru bir söz. Bunun içinde her insanın mutlaka bir amacı olmalıdır. Amacını bilen insan yeteneklerini kullanarak bunun yanında kendine olan inancı ile başarıya ulaşır. Kişi kendinden emin bir şekilde işe başlıyorsa, beyin o iş için gerekli güç ve enerjiyi üretir. İnanmamak ise olumsuz bir güçtür. Yapabilir miyim veya deneyeyim ama başaracağımı pek sanmıyorum sözleri ile başlanan işlerin bir çoğu olumsuz şekilde sonuçlanmıştır. Akıl tereddüte düştüğü zaman olumsuzlukları destekleyen sebepleri çeker. Bu yüzden tereddüt ve o işe inanmamak başarısızlığın en büyük sebeplerindendir..

Başarının bir diğer yolu da motive olabilmektir ya da motive edebilecek bir kişinin hayatınızda olmasıdır. Fakat bu kişi de öncelikle size inanmalı ve yüreğiyle motive edebilmelidir. Siz kendinize inanırsanız çevrenizde ki insanlarda size inanır. Bir kişinin iki dudağının arasından çıkabilecek bir söz bile pozitif yönde tetikler ve enerjiyi üretebilir, sonunda da başarı gelir. Fakat dikkat edilmesi gerekir ki başarılı insanların yolu kesilmek istenir bazen. Böyle durumlarda da kararlılık özelliği devreye girmeli. Kararlılıkta inanç kadar önemlidir.

Kısacası, başarılı olacağına inanan kişi fikir üretir mazeret değil. Fırsatları engel gibi değil de engelleri fırsata nasıl dönüştürebileceğini düşünür. Bu sözleri de hayatımızın her anında kendimize söylemeliyiz. Başarısızlık düşüncesi başarının en büyük düşmanıdır

basari